Kitap Yazarken Yapılan 15 Büyük Hata

Kitap Yazarken Yapılan 15 Büyük Hata: Yeni Yazarların Mutlaka Bilmesi Gerekenler
Bir kitap yazmak istiyorsunuz ama nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz? Belki de ilk romanınızı, şiir kitabınızı veya öykü dosyanızı çoktan yazmaya başladınız. Peki, yazarların en sık yaptığı hatalar nelerdir? İyi bir fikrin güçlü bir kitaba dönüşmesini engelleyen 15 önemli hatayı inceliyoruz.
Bir kitap yazmaya başlamak, çoğu zaman heyecan verici bir düşünceyle gerçekleşir.
İnsanın zihninde bir hikâye belirir. Bir karakter konuşmaya başlar. Bazen tek bir cümle, bazen bir anı, bazen de yıllardır cevaplanamayan bir soru, yazma isteğini harekete geçirir.
Ancak iyi bir fikre sahip olmak ile iyi bir kitap yazmak aynı şey değildir.
Birçok yazar, yazarlık yolculuğunun başında benzer hatalar yapar. Kimileri henüz ilk bölümde mükemmelliği ararken kimileri kitabını tamamlamadan yayınevi aramaya başlar. Bazıları ise metnini defalarca okumasına rağmen anlatımındaki sorunları fark edemez.
Bu hatalar yalnızca yeni yazarlara özgü değildir. Deneyimli yazarlar da zaman zaman benzer sorunlarla karşılaşabilir.
Önemli olan hata yapmamak değil, yapılan hataları fark ederek yazma sürecini geliştirmektir.
İşte kitap yazarken dikkat edilmesi gereken 15 önemli hata.
1. Kitaba Başlamadan Önce Her Şeyi Mükemmel Planlamaya Çalışmak
Bazı yazarlar, kitaplarına başlamadan önce bütün karakterleri, olayları, bölümleri ve hatta son cümleyi bile belirlemek ister.
Planlama, özellikle roman ve araştırma kitaplarında oldukça yararlıdır. Ancak aşırı planlama, yazma sürecini sürekli ertelemeye dönüşebilir.
Bir hikâyenin bütün ayrıntılarını önceden bilmek zorunda değilsiniz.
Yazarken yeni karakterler ortaya çıkabilir, olayların yönü değişebilir veya başlangıçta önemsiz görünen bir ayrıntı kitabın merkezine yerleşebilir.
Plan, yazara yol göstermelidir; onu hareketsiz bırakmamalıdır.
Unutmayın: Henüz yazılmamış mükemmel bir kitap, yazılmış ve geliştirilmeye açık bir taslaktan daha değerli değildir.
2. İlk Cümlenin Kusursuz Olmasını Beklemek
Edebiyat tarihinde unutulmaz açılış cümleleri vardır. Bu nedenle pek çok yeni yazar, kitabının ilk cümlesinin olağanüstü olması gerektiğini düşünür.
Bazen tek bir paragraf üzerinde günlerce çalışılır. İlk sayfa defalarca silinir, yeniden yazılır ve sonunda bütün yazma isteği kaybolur.
Oysa ilk cümlenin son hâlini kitabın ilk gününde bulmak zorunda değilsiniz.
Bir romanın açılışı, eserin tamamı yazıldıktan sonra çok daha güçlü biçimde yeniden kurulabilir.
Çünkü yazar, kitabın sonuna ulaştığında başlangıçta anlatmak istediği şeyi daha iyi anlamış olabilir.
İlk taslağın görevi kusursuz olmak değil, hikâyenin ortaya çıkmasını sağlamaktır.
3. Okumadan Yazar Olmaya Çalışmak
Yazarlık yalnızca yazma eylemiyle gelişmez. Okumak da bu sürecin vazgeçilmez parçalarından biridir.
Farklı yazarları okumayan biri, anlatım teknikleri, karakter oluşturma yöntemleri, diyaloglar ve edebî üsluplar konusunda kendisini sınırlandırabilir.
Ancak okumak, başka yazarları taklit etmek anlamına gelmez.
Tam tersine, farklı eserlerle karşılaşmak insanın kendi sesini keşfetmesine yardımcı olur.
Roman yazmak isteyen birinin yalnızca roman okuması da gerekmez. Şiir, deneme, tarih, felsefe ve öykü gibi farklı türler yazara yeni düşünme biçimleri kazandırabilir.
İyi bir okur olmak, iyi bir yazar olmayı garanti etmez. Ancak yazarlığın gelişmesi için güçlü bir zemin oluşturur.
4. Başka Yazarların Üslubunu Taklit Etmek
Sevdiğimiz yazarların anlatımından etkilenmemiz doğaldır.
Bazen bir romancının uzun cümleleri, bazen bir şairin imgeleri, bazen de bir öykücünün sade dili bize ilham verir.
Sorun, bu etkilenmenin doğrudan taklide dönüşmesidir.
Bir yazarın cümle yapısını, kelime tercihlerini ve anlatım biçimini sürekli kopyalamak, kendi edebî kimliğimizin gelişmesini zorlaştırabilir.
Yazarlıkta özgünlük, daha önce hiç kullanılmamış kelimeler bulmak değildir.
Özgünlük; dünyaya kendi bakış açınızla yaklaşabilmek, tanıdık bir konuyu bile kendinize ait bir anlatımla işleyebilmektir.
Başka yazarları okuyun, onlardan öğrenin; fakat onların yerine yazmaya çalışmayın.
5. Anlatmak Yerine Sürekli Açıklama Yapmak
Özellikle roman ve öykülerde sık karşılaşılan sorunlardan biri, okura her şeyi doğrudan açıklamaktır.
Örneğin bir karakterin üzgün olduğunu söylemek kolaydır.
Ancak karakterin davranışları, konuşmaları ve çevresiyle kurduğu ilişki üzerinden bu duyguyu hissettirmek, anlatımı daha etkili kılabilir.
“Yıldız çok korkmuştu.” cümlesi bilgi verir.
“Yıldız kapının koluna uzandı, fakat parmakları metal yüzeye değmeden geri çekildi.” cümlesi ise korkunun davranışa nasıl yansıdığını gösterir.
Elbette her duygu mutlaka sahneyle anlatılmak zorunda değildir. Bazen doğrudan açıklama yapmak da doğru bir edebî tercihtir.
Önemli olan, anlatım ile açıklama arasında denge kurabilmektir.
Okurun keşfedebileceği her şeyi önceden söylemek, hikâyenin etkisini azaltabilir.
6. Gereğinden Fazla Karakter Kullanmak
Yeni yazarlar bazen hikâyelerini zenginleştirmek için çok sayıda karakter oluşturur.
Ancak her yeni karakter, anlatıya katkıda bulunmayabilir.
Özellikle kısa roman ve öykülerde gereksiz karakterler, okurun dikkatini dağıtabilir ve olay örgüsünü karmaşıklaştırabilir.
Bir karakterin hikâyede bulunmasının anlamlı bir nedeni olmalıdır.
Bu karakter olayları mı değiştiriyor? Ana karakterin gelişimine mi katkıda bulunuyor? Hikâyenin temel çatışmasını mı güçlendiriyor?
Bu soruların cevabı belirsizse karakterin işlevi yeniden değerlendirilmelidir.
Çok karakterli romanlar elbette başarılı olabilir. Önemli olan karakter sayısı değil, karakterlerin anlatı içindeki işlevidir.
7. Karakterleri Kusursuz İnsanlar Olarak Yazmak
Gerçek insanlar çelişkilerle doludur.
Bir insan aynı anda cesur ve korkak, merhametli ve bencil, güçlü ve kırılgan olabilir.
Ancak bazı romanlarda ana karakterler neredeyse hiçbir hata yapmaz. Her zaman doğru karar verir, herkesten daha zekidir ve bütün sorunları kolayca çözer.
Bu tür karakterlerle okurun bağ kurması zorlaşabilir.
Çünkü edebiyatın önemli güçlerinden biri, insanın kusurlarıyla birlikte anlatılmasıdır.
Karakterin korkuları, yanlış kararları, zaafları ve iç çatışmaları hikâyeye derinlik kazandırabilir.
İyi bir karakterin mutlaka sevimli olması gerekmez.
Ancak anlaşılabilir, tutarlı ve inandırıcı olması önemlidir.
8. Diyalogları Günlük Konuşmaların Aynısı Sanmak
Romanlarda diyalog yazmak, ilk bakışta kolay görünebilir.
Sonuçta insanlar her gün konuşur. Fakat gerçek hayattaki konuşmalar ile edebî diyaloglar aynı şey değildir.
Günlük konuşmalarda tekrarlar, konu dışına çıkmalar ve gereksiz ayrıntılar bulunabilir.
Bir romanda ise diyalogların çoğunlukla belirli bir işlevi vardır.
Karakterin kişiliğini ortaya koyabilir, çatışmayı ilerletebilir, yeni bilgi verebilir veya anlatının atmosferini güçlendirebilir.
Ayrıca bütün karakterlerin aynı biçimde konuşması da önemli bir sorundur.
Yaşı, eğitimi, yaşam deneyimi ve kişiliği farklı karakterlerin konuşma biçimleri arasında anlamlı ayrımlar bulunabilir.
İyi bir diyalog, yalnızca gerçekçi değil, aynı zamanda anlatının bütününe hizmet eden bir diyalogdur. Roman gelişigüzel yazılan metinler bütünü değildir.
9. Kitabın Her Bölümünü Aynı Tempoda Yazmak
Bir romanın başından sonuna kadar aynı hızda ilerlemesi gerekmez.
Bazı bölümler hızlı ve hareketli olabilirken bazıları karakterlerin iç dünyasına veya atmosferin kurulmasına ayrılabilir.
Ancak sürekli aynı tempoda ilerleyen bir anlatı, zamanla tekdüze hâle gelebilir.
Özellikle her bölümde uzun açıklamalar yapılması veya her sahnenin aynı yoğunlukta yazılması okuma deneyimini zorlaştırabilir.
İyi bir anlatıda ritim önemlidir.
Kısa ve uzun cümleler, hareketli ve sakin sahneler, diyaloglar ve betimlemeler arasında bilinçli bir denge kurulabilir.
Yazar, yalnızca ne anlattığını değil, okurun anlatıyı nasıl deneyimlediğini de düşünmelidir.
10. Gereksiz Betimlemelerle Metni Ağırlaştırmak
Betimleme, edebiyatın güçlü anlatım araçlarından biridir.
Bir mekânın kokusu, ışığı, sesi veya bir karakterin yüzündeki küçük bir ayrıntı, okurun zihninde canlı bir dünya oluşturabilir.
Ancak her nesneyi uzun uzun anlatmak, metni mutlaka daha edebî hâle getirmez.
Bazen bir odanın bütün eşyalarını sıralamak yerine, tek bir ayrıntıyı öne çıkarmak çok daha etkili olabilir.
Örneğin terk edilmiş bir evin bütün odalarını anlatmak yerine, mutfak masasının üzerinde yıllardır dokunulmamış bir fincana odaklanmak güçlü bir atmosfer yaratabilir.
Betimlemenin amacı kelime sayısını artırmak değil, anlatıyı derinleştirmektir.
İyi yazarlık bazen neyi anlatacağını bilmek kadar, neyi anlatmayacağını da bilmektir.
11. İlk Taslağı Bitirmeden Sürekli Baştan Yazmak
Bazı yazarlar kitabın ilk bölümünü defalarca düzenlerken sonraki bölümlere geçemez.
Her yeniden okumada yeni bir hata bulunur. Cümleler değiştirilir, paragraflar silinir ve yazma süreci ilerlemek yerine sürekli başlangıca döner.
Elbette yazarken düzeltme yapmak yanlış değildir.
Ancak bu alışkanlık kitabın tamamlanmasını engelliyorsa çalışma yöntemini değiştirmek gerekebilir.
Önce taslağı tamamlamak, ardından bütün metni yeniden değerlendirmek birçok yazar için daha verimli olabilir.
Çünkü tamamlanmış bir metnin yapısal sorunlarını görmek, yalnızca ilk birkaç sayfayı incelemekten daha kolaydır.
12. Kitabı Tamamladıktan Sonra Editörlüğü Gereksiz Görmek
Bir yazar kendi metnini çok iyi tanıdığını düşünebilir.
Ancak uzun süre üzerinde çalışılan bir eserde bazı sorunları fark etmek zorlaşır.
Yazar, karakterlerin geçmişini ve olayların nedenlerini bildiği için okurun anlamakta zorlanacağı boşlukları gözden kaçırabilir.
Aynı şekilde gereksiz tekrarlar, anlatım tutarsızlıkları ve bölüm geçişlerindeki sorunlar da fark edilmeyebilir.
Bu nedenle editörlük, yayıncılık sürecinde önemli bir yere sahiptir.
İyi bir editörün amacı yazarın sesini değiştirmek değil, eserin güçlü ve zayıf yönlerini ortaya koyarak metnin gelişmesine katkıda bulunmaktır.
Editörlük ile yazım yanlışlarını düzeltmeye yönelik son okuma işleminin aynı şey olmadığını da unutmamak gerekir.
13. Kitabın Uzunluğunu Kalite Ölçüsü Sanmak
“Romanım 600 sayfa oldu.”
Bu cümle bazı yazarlar için önemli bir gurur kaynağıdır.
Ancak bir kitabın uzun olması, onun mutlaka iyi olduğu anlamına gelmez.
Aynı şekilde kısa bir eser de edebî açıdan son derece güçlü olabilir.
Bir romanın uzunluğu, anlatılmak istenen hikâyenin ihtiyaçlarına göre şekillenmelidir.
Gereksiz olaylar, tekrar eden konuşmalar ve anlatıya katkı sağlamayan bölümler yalnızca kitabın hacmini artırabilir.
Önemli olan sayfa sayısı değil, her bölümün eserin bütününe nasıl katkıda bulunduğudur.
Yüz sayfalık bir roman, doğru anlatıldığında yüzlerce sayfalık bir eserden daha kalıcı bir etki bırakabilir.
14. Kitabı Herkesin Seveceğini Düşünmek
Yazarların sık yaptığı hatalardan biri de eserlerinin herkese hitap edeceğini düşünmektir.
Oysa her kitabın belirli bir okur kitlesi bulunabilir.
Tarihî roman okumayı seven biri çağdaş şiire ilgi duymayabilir. Polisiye romanlardan hoşlanan bir okur, deneysel bir anlatıyı tercih etmeyebilir.
Bu durum kitabın iyi veya kötü olmasıyla doğrudan ilgili değildir.
Edebiyat, farklı zevklere ve beklentilere sahip okurlardan oluşan geniş bir dünyadır.
Bu nedenle bir kitabın herkesi memnun etmesini beklemek gerçekçi değildir.
Yazarın öncelikle nasıl bir eser yazmak istediğini ve hangi okurlarla buluşmayı hedeflediğini düşünmesi yararlı olacaktır.
Ancak hedef kitleyi önemsemek, yalnızca okurların hoşuna gidecek şeyleri yazmak anlamına da gelmemelidir.
Yazarlık, okur beklentileri ile yazarın özgün anlatımı arasında kendi dengesini kurabilmektir.
15. Kitap Yayımlatmak İçin Yanlış Yayınevi Seçmek
Bir kitabı tamamlamak büyük bir mutluluktur.
Aylarca veya yıllarca üzerinde çalışılan dosyanın sonuna gelindiğinde yazar, eserini bir an önce basılı olarak görmek isteyebilir.
Yayınevi seçimi aceleye getirilmemelidir. Yazardan geldiği gibi dosyayı basan yayınevleriyle anlaşma yapmak yazarı pişmanlığa sürükleyecektir.
Çünkü bir kitabın yayımlanması yalnızca baskı sürecinden ibaret değildir.
Fiildişi Yayınları olarak şuna çok güveniyoruz. Şeffafız, güvenilir bir yayıneviyiz ve herşeyden önemlisi yazarız.
Deyim yerindeyse dilimiz yandığı için davranışlarımız yazar odaklı.
İnteraktif, yazarla ilerlemeyi seviyoruz.
Beraber kitapları yayına hazırlamayı teklif ediyoruz.
Peki, İyi Bir Kitap Yazmak İçin Ne Yapılmalı?
Kitap yazmanın herkes için geçerli tek bir formülü yoktur.
Bazı yazarlar ayrıntılı planlarla çalışır. Bazıları ise hikâyelerini yazdıkça keşfeder.
Kimi yazar her gün belirli saatlerde yazarken kimi daha düzensiz fakat yoğun çalışma dönemlerini tercih eder.
Bu yöntemlerin hiçbiri tek başına doğru veya yanlış değildir.
Ancak yazarlık sürecinde bazı alışkanlıklar yararlı olabilir.
Düzenli okumak, farklı anlatım biçimlerini incelemek, yazdıklarını yeniden değerlendirmek, eleştirilere açık olmak ve metnin üzerinde çalışmaktan kaçınmamak bunların başında gelir.
Ayrıca yazarlığın yalnızca ilhamla sürdürülen bir uğraş olmadığını kabul etmek gerekir.
İlham bir hikâyeyi başlatabilir. Fakat onu tamamlamak çoğu zaman sabır, emek ve disiplin gerektirir.
İlk Kitabını Yazanlara Bir Tavsiye
İlk kitabınızı yazıyorsanız başkalarının ne düşüneceğini sürekli hesaplamadan önce ne anlatmak istediğinizi anlamaya çalışın.
Her cümlenizin beğenilmesi, her karakterinizin sevilmesi veya her bölümünüzün kusursuz olması gerekmez.
Yazdıkça gelişeceksiniz.
Bazı bölümleri silecek, bazılarını yeniden yazacak, başlangıçta çok sevdiğiniz cümlelerden vazgeçeceksiniz.
Bütün bunlar yazarlık sürecinin doğal parçalarıdır.
Önemli olan yalnızca bir kitap yazmış olmak değil, yazdığınız kitabın sorumluluğunu alabilmektir.
Bir metni geliştirmek için harcanan zaman, yazarlığın görünmeyen fakat en değerli emeklerinden biridir.
Sonuç: İyi Bir Kitap, Yalnızca Yazılmaz; Yeniden Yazılarak Gelişir
Kitap yazarken yapılan hatalar, yazarlığın öğrenme sürecinin bir parçasıdır.
Gereksiz betimlemeler, zayıf karakterler, yapay diyaloglar, plansız ilerleyen olaylar veya aceleyle tamamlanan bölümler, doğru değerlendirmelerle geliştirilebilir.
Hiçbir yazar ilk cümlesinden son cümlesine kadar kusursuz bir metin ortaya koymak zorunda değildir.
Önemli olan kendi metnine eleştirel gözle bakabilmek ve gerektiğinde yeniden çalışabilmektir.
Bir kitabın değeri yalnızca yazarın ne kadar hızlı yazdığıyla veya kaç sayfa tamamladığıyla ölçülmez.
Asıl önemli olan, anlatılmak istenen düşüncenin okura ne kadar güçlü ve tutarlı biçimde aktarılabildiğidir.
Çünkü yazmak bir başlangıçtır. İyi yazmak ise o başlangıcın üzerinde sabırla çalışmayı gerektirir.
Kitabınızı tamamladıysanız ve yayımlama süreci hakkında bilgi almak istiyorsanız Fiildişi Yayınları ile iletişime geçebilirsiniz.
Fiildişi Yayınları | Yazarlık, Edebiyat ve Kitap Yayıncılığı
Bu içerik, yapay zekâ araçlarından faydalanılarak tasarlanmış; doğruluk, güncellik ve okuma kalitesi açısından editörlerimiz tarafından denetlenip düzenlenmiştir.